• Merve Oflaz

Devrime Giden Bir Değişim: Coco Chanel

En son güncellendiği tarih: Mar 13

Kadınlar, giysi dolapları ne kadar dolu olursa olsun “giyecek hiçbir şeyim yok” sözüyle ünlüdür. 2000’li yıllarda yaptığımız keyfi alışverişlerimizi sevdiğimiz renklere veya dolabımızdaki diğer kıyafetlerimizle olan uyumlarına göre yapıyoruz. Geçmişi, uzak geçmişi düşününce nasıl da büyük bir lüks!


Tarihte hangi döneme bakarsak bakalım kadınların kıyafetleri her zaman belli sebeplere göre seçiliyordu, maalesef geçen zaman bu konuda pek bir şey değiştirmedi. Kadınların kıyafet seçimleri hiç tanıklık etmediğimiz yıllarda statüye ve toplumun kadınlardan olan beklentisine göre şekilleniyordu. Kadınların zaten çok da fazla bir kıyafet seçeneği yoktu, ta ki Coco Chanel o kapıyı aralayana kadar!





Coco Chanel ve dört kardeşi, çok küçük yaşta tüberküloz sebebiyle annelerini kaybettikten sonra babaları onları yetimhaneye bıraktı ve sonraki dönemlerde bir daha hiç görüşmediler. Chanel 18 yaşına geldiğinde kardeşlerini yanına alıp yetimhaneden ayrıldı ve subaylar için üniforma diken bir terzinin yanında işe başlayıp, dikiş dikmeyi öğrendi. Sadece 9 yıl sonra, 27 yaşına geldiğinde ise ilk butiğini açtı! İlk butiğinde o güne dek erkek kıyafetlerinde kullanılan jarseyi kadınlar için kullandı ve bu durum halkın epey dikkatini çekti. O dönem tüm dünya için çok zor zamanlardı, tam bu zorlukların içinde ise Chanel kendi kaderini değiştiriyordu. Nasıl mı? I. Dünya Savaş’ına eşlerini gönderen kadınları korseli kıyafetlerden kurtarıp, kadınların daha rahat gündelik kıyafetlere geçmesini sağladı. Tarihler 1917’yi gösterdiğinde Coco Chanel bambaşka biri olmuştu! Artık O, yeni dikiş öğrenen, hayata tutunmaya çalışan kadın değildi! Adı tüm dünyaya yayılmaya başladı ve 1919’da Chanel Moda Evi’ni açtı. Yaşamı artık Paris’in en elit insanları arasında geçiyordu, adı bir marka olmuştu! 5 rakamının uğurlu olduğuna inanıyordu ve meşhur parfümü olan No: 5 ‘i piyasaya sürdü.


Chanel ilk dikiş dikmeyi, subay üniformaları diken bir dükkanda öğrenmişti ve belli ki bu konuda çok yol katetmişti, çünkü 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin üniformalarını Coco Chanel’e tasarlattı. Coco Chanel’in hikayesine baktığımız zaman her ne kadar elit kesimle çalışıyor olsa da bu hikayede benim dikkatimi çeken meşhur sevgilileri veya tüm dünyaya adını duyurması değil, kadınlara bambaşka bir dünyanın kapısını aralaması oldu. O yıllarda Chanel’in yaptıkları ne kadar anlaşıldı veya ne kadar değerli görüldü bilmiyorum ancak Chanel’in kadınlara korsesiz kıyafetler dikmesi veya kadınlar için olan ilk pantolonu tasarlaması kadınlar için atılan büyük bir adım niteliğinde! Neden bu kadar önemli derseniz, gelin biraz daha geçmişe gidelim.

Viktorya dönemi olarak anılan zamanlarda, kadınlar için tek önemli olan şey iyi bir anne ve eş olmaktı ve genç kızlar buna göre yetiştiriliyordu. İzlediğimiz filmlerde hepimiz görmüşüzdür o işlemeli, taşlı kabarık elbiseleri hatta belki bir çoğumuz iç geçirmiştir ışıl ışıl parlayan elbiselere. Ancak tarihteki bu kabarık elbiselerin eteklerinin altında çeşit çeşit anlamlar yatıyordu: Elbisenin eteklerinin kabarıklığı, eşlerinin statüsünü, zenginliğini niteliyordu! Elbiselerin, kadınların eşlerinin zenginlik ve statülerine göre kabarık görünmesini salağan şey ise; içinde tüm bedeni saran kafes, evet doğru okudunuz, bir kafes! Tabi bu insanın nefesini keser gibi bedene sıkı sıkıya bağlanan kafesli, kat kat kumaşlı, üzeri irili ufaklı taşlarla işlenmiş elbiseleri giymek pek hayli zordu. Yine film sahnelerine dönecek olursak güzel prensesler, soylu kadınlar, güçlü düşesler giyinebilmek için yanlarında hep birine ihtiyaç duyuyorlardı. Düşünsenize, tek başına giyinme özgürlüğünüze dahi engel olan, hareket alanınızı engelleyen bir dolap dolusu elbiseniz var! Böyle bır kıyafetle, rahat hareketmeniz mümkün değil, hele ki o zamanın koşullarını düşünürseniz! Koşamaz, ata binemez, ok atamazsınız. Aslında böyle bir elbisenin giyilmesi, rahat hareket etmenizin önemsiz olmasıyla ilgili. Önemli olan rahat hareket etmek veya istediğiniz eylemleri gerçekleştirmek değil, önemli olan sadece dönemin kadınlar için uygun bulduğu görüntüyü sergilemek. Durum böyle olunca tek başınıza giyinme özgürlüğünüz ve mahremiyetinizin olmaması gibi durumlar tabi ki hiç sorun değil!

Chanel’in attığı adımla birlikte tüm kadınlar genel değişimi Sanayi Devrimi’yle yakaladılar. Devrimin ardından farklı sesler de ortaya çıkmaya başladı. Daha rahat hareket etmek isteyen kadınlar üretimin içine yavaş yavaş girmeye başladılar. Baktığımız zaman ne kadar basit gözüküyor, altı üstü bir korse, altı üstü kabarık bir elbise diyoruz. Oysa bir korse bir hayatı nasıl değiştiriyor?




Chanel belki o yıllarda kadınların akıllarının ucundan dahi geçemeyecek bir değişim kapısını onlara aralamış ve kadınlar o kapıdan içeri girmişti. Değişim sancılı bir yol ama net olan şu ki: Siz değişirseniz bir ömür değişir!

“En cesur hareket, kendini düşünmektir. Hem de en yüksek sesle.”

Coco Chanel




22 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör